4Yeni Üye 4 Şifremi Unuttum
 
Ana Sayfa
Gaziantep
Gezilecek Yerler
Oteller
Şirket Rehberi
M.Mücadele Kahramanları
Gaziantep Yemekleri
Hakkımızda
Fotoğraf Galerisi
Download
Linkler
İletişim
">
  e-gaziantepANKET
Sitemizi dizayn ve içerik bakımından nasıl buldunuz?
İkiside Süper
İkiside İyi
Dizayn İyi İçerik Kötü
İçerik İyi Dizayn Kötü
İkiside Kötü
  e-gaziantepDÖVİZ
 
Arama
 

Eşi Bülent Ecevit hastanedeyken yeni ittifak arayışına girişiyle gündeme gelen Rahşan Ecevit, bugüne kadar eşiyle ve siyasetle olan ilişkisine dair tüm eleştirilere ilk kez yanıt verdi.  

'Bir tek ona türkü söylerim'
'Sabahtan akşama kadar Bülent'in yanında kalmama müsaade etmiyor doktorlar. Sadece günde iki kere ellerini tutuyor ve onunla konuşuyorum. Bir daha gittiğimde kulağına türkü söyleyeceğim. Bir tek ona söylerim zaten.'

'AKP ile de görüşeceğim'
'Henüz bir randevu talebinde bulunmadık ama programı yapıyoruz. Tayyip Erdoğan'la da görüşeceğim. Eşim, düşünceleri ayırt etmemiş, 'herkes bir olmalı, sağda, solda bir ittifak,' demişti.'


 


'Bakacak kimse yok diye çocuk yapmadık'

Ben, sevdiği adam hastane odalarında yaşam mücadelesi verirken hâlâ iktidar için çabalayan bir kadın değil, sevdiği adam için, onun en çok istediği şeyi gerçekleştirmeye çalışan bir âşık gördüm onda... Anlattıklarını dinledikten sonra da bu kadar hırpalanmış olmasından üzüntü duydum.

Rahşan Ecevit, eşi Bülent Ecevit hastanedeyken yeni bir ittifak arayışına girdiği için çokça eleştiriliyor bu aralar. Herkes aynı şeyi merak ediyor: Neden şimdi? Bu yoğun günlerinde bizi kırmadı ve Oran'daki evinde bugüne kadar eşiyle olan ilişkisine yöneltilen tüm eleştirilere yanıt verdi. Söylemeliyim ki, hiçbir soruya öfkelenmedi, hepsini seve seve yanıtladı. Eşi Bülent Ecevit'in adı her geçtiğinde sesi titriyordu.

- Sevdiğiniz adam hastane odasında yaşam mücadelesi verirken hala iktidar peşinde koştuğunuzu söyleyenlere ne yanıt vereceksiniz?
- Ben kendimi bildim bileli vatanımı önde tutarım. Kişisel yaşantımızın, arzularımızın önündedir bu.

- Aşkınızın da mı önünde?
- Onu hiç düşünmedim çünkü ben aşkımı kendimle bir biliyorum. Ben değil, biz diye söylemem gerekirdi aslında. Eşimin inanarak söylediği bir şeye, ben de yürekten inandığım için böyle bir çalışmaya giriştim. Ama bazı kimseler bu tutumumu beğenmediler, o ayrı. Sevmek zorunda da değiller.

- Hayatınız boyunca hep güçlü, hep dik duran, yıkılmayan bir kadın olmanız gerektiğini mi düşündünüz? Sizin hiç moraliniz bozulmaz mı, sevdiğiniz adam için sadece ağlayıp dua edemez miydiniz? Bunları bir zaaf olarak mı algılıyorsunuz?
- (Bülent Ecevit'i anarken sesi titriyor) Zaaf değil tabii. O söylediğiniz şeyleri zaten yapıyorum. Ama Bülent'i tanıdığımdan beri -60 yıl oldu şimdibiz vatanımız için bir şeyler yapmaya uğraştık. Ve bunu kendi çıkarlarımızdan, arzu ve zevklerimizden üstün tuttuk. Evet, ben kendimi her zaman güçlü hissettim. Yine de o gücü buluyorum kendimde.

- Bekir Coşkun bir yazı yazdı ve 'Sevdiğinin ellerini bırakıp yeni arayış peşinden nasıl gider?' diye sordu. Neden şimdi?
- Ben ona buradan yanıt vereyim o zaman. Zaten ben Bülent'in elini tutuyorum. Ama sabahtan akşama kadar yanında kalmama müsaade etmiyor doktorlar. Sadece sabah ve akşam görebiliyorum onu. Günde iki kez gidip ellerini tutuyor ve onunla konuşuyorum. Ona yaptığım şeyleri, çalışmaları ve gelecekte birlikte yapacaklarımızı anlatıyorum. Fikret Bila da büyük bir kaza geçirmişti. Ona sordum, 'Komadayken duyuyor muydun?' diye. O da 'Zaman zaman sesleri duyuyordum,' dedi bana. O yüzden hep konuşuyorum onunla.

- Türkü de söylüyor musunuz kulağına?
- Hayır, ama çok iyi fikir. Bir daha gittiğimde söyleyeceğim. Bir tek ona söylerim ben zaten. Neden şimdi, sorunuza gelince... Şöyle yanıt vereyim ona: Eşim hasta olmadan önce ittifaktan söz etmişti. İttifak onun çok istediği bir şeydi. Son aylarda çok endişeliydi. Türkiye'nin geleceğini çok karanlık buluyordu. O kadar üzülüyordu ki üstüne bir de cenazeye gidince daha da stres yaşadı ve hastalandı. Bu üzüntüyle hasta olduğunu düşündüğüm için onun arzusunu gerçekleştirmek istedim.

'DOĞRUCU DAVUD'UM'
- Siyasi hayatınız boyunca Bülent Bey hep alkışlandı, siz de hep günah keçisi oldunuz. Size karşı böyle bir önyargının oluşmasında ne etkili olmuş olabilir?
- Evet, biraz öyle oldu. Beni yeterince tanımamaları olabilir. Bir de doğrucu davut derler ya, öyle oldum ben de

- 'Kocasını perde arkasından idare etmeye çalışan Hürrem Sultan' olarak algılanıyor olabilir misiniz?
- Bazı insanlar kadınların siyasi hayata karışmasını, düşüncelerini söylemesini, inandıklarını savunmasını hoş karşılamıyorlar. Ama bunu da açıkça ifade edemiyorlar. Engellemeyi de istiyorlar. Ben DSP'nin kurucusuyum. Genel başkan yardımcısı olarak görev yaptım yıllarca. Belki de bunların farkında olmayan insanlar beni sadece Ecevit'in eşi olarak bildiler ve siyasetle ilgilenmemi, işe karışmak olarak algıladılar. Benim siyasetçi tarafımı görmezden geliyorlar ya da unutuyorlar. Unuttukları için de böyle bir intiba uyanmış olabilir.

- Türkan Sabancı bile 'Elinin hamuruyla karışmasın,' gibi bir açıklama yapmıştı sizin için!
- Bilinçaltında kadınların öne çıkmasını istemeyen kişiler öyle düşünüyor. Ben Türkan Hanım'a kırılmadım o sözler nedeniyle. Çünkü o zaman acılı bir hanımdı.

'İttifak için Erdoğan'a gideceğim'

- Cumhuriyet karşıtlarına karşı bir ittifak çabası içine girdiğinizi söylediniz. Bundan, sizin görüşmediklerinizin Cumhuriyet karşıtı olduğu sonucunu mu çıkarmalıyız?
- Yok, ben herkese gidiyorum zaten. Bunu birtakım partilere, kurumlara karşı bir hareket olarak görmüyorum. Sadece birleşme ihtiyacını söylemiştim. Ama bazı kimseler bunu kendilerine karşıymışım gibi gördüler.

- AKP'yle de, Erdoğan'la da görüşecek misiniz?
- Evet. Henüz bir randevu talebinde bulunmadık ama programı yapıyoruz. Görüşeceğim. Bir ay sürecek zaten görüşmelerim.

- Yaptığınız bazı görüşmelerden sonra, izlenimleriniz neler?
- Siyasi partiler evvela seçimi ve ne kadar oy alacaklarını düşünüyorlar. Bu da tabiidir. Oysa benim sorunum seçim de, oy da, milletvekili sayısı da değildi. Ben, bunun bir vatan meselesi olduğunu düşünerek 'ittifak' kelimesini kullandım. Türkiye'nin çok tehlikeli yollara girdiğini ve bunun için de değişik düşüncede de olsalar kurumların, kuruluşların, partilerin bir araya gelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye, bu tehlikelerden ancak o şekilde arındırılabilir. Baykal, kendi durumunu zayıf mı görüyor nedir, onu bilemiyorum. Solda büyük bir parti olarak DSP'yi görüyor ve onun kendisiyle birleşmesini istiyor. Biz de onu istemiyoruz.

'Emekli olduk biz artık, dönmek yok'

- Bahçeli sizden intikamını mı aldı?
- Gazetelerde öyle çıktı, ama bizimle görüşmeyi reddetmesi gibi bir durum yok. Randevu talebimize olumlu ya da olumsuz bir yanıt gelmedi. Sadece televizyona çıkıp ittifak düşünmediklerini açıklamış. Eşim sağda, solda bir ittifak demişti. Düşünceleri ayırt etmemiş ve herkesin bu tehlikeye karşı bir olması gerekir, demişti.

- Nedir bu tehlike, açıklar mısınız?
- Bana hep 'Türkiye'nin neden karanlık bir yola girdiğini düşünüyorsun?' diyorlar. Ben de tek tek örnekler veriyorum o zaman. Size de vereyim: Cumhuriyet'in kazanımlarının elimizden gittiğini görüyorum. Örneğin kadın çalışanlar gittikçe azalıyor. Önce kadın işçiler, bu iş sana göre değil bahanesiyle işten çıkarıldılar. Sonra diğer kadın çalışanlar Mesela eskiden bankaların önünden geçerken bakardım, içeride hep kadınların çalıştığını görürdüm. Gurur duyardım. Şimdi bakıyorum gittikçe kadın sayısı azalıyor. Bir başka örnek daha vereyim: Türkiye'de tarımda çalışan 27 milyon insan var. Avrupa Birliği'nin ve Amerika'nın isteği üzerine hükümet tarımımızı mahvetti. Tarım bitmiş durumda. Bu 27 milyon insan zor durumda. Bunu planlı görüyorum. Tarımda çalışanları mahvettiler. Topraklar işlenemez hale geldi. İşlenemeyen toprağı satmak zorunda hissettiler kendilerini. Böylece yabancılara toprak satışlarının yolu açıldı. Bu hükümetin planlı gidişiydi. Bu şekilde topraklarımız da elden gidiyor. İsrail de böyle kuruldu. Filistin'den yan yana toprak parçaları alıp üstüne bayrağı diktiler. Bunun en büyük örneği GAP'tır. Buraları hep Yahudi kökenli insanlar aldılar. Benim de endişem orası da bir gün Filistin gibi İsrail toprağı olabilir diye.

- DSP'nin Genel Başkanı Zeki Sezer varken sizin başka bir isim üzerinde ittifak arayışında olmanız partide bir rahatsızlık yaratmıyor mu?
- Hayır, çünkü bu partiyle ilgili olmayan bir şey. Benim yaptığım partinin dışında özel bir çalışma. Böyle bir alınganlık olmaz.

- Bir daha siyasete dönmek aklınızdan geçer mi?
- Biz emekli olduk artık. Dönmek yok.

'Herkes aşkımızı biliyorsa kapalı yaşamış sayılmayız'

- Fransızca bir deyim var 'folie a deux (İkili delilik).' İki aşık kişinin reel dünyadan koparak kendilerine özel ve kapalı bir yaşam alanı yaratmalarını anlatıyor. Acaba siz böyle bir dünya mı yarattınız kendinize Bülent Bey'le birlikte?
- Zannetmiyorum. Bizim dünyamız çok açık. Herkese, her şeye... Herkes aşkımızı, nasıl yaşadığımızı bile biliyorsa başkalarına kapalı bir hayat yaşamış olamayız.

- Bu ilişki biçiminde bireyler sadece karşısındakinin ne söylediğini duyabiliyormuş. Ve yapılan her şey karşıdakinin mutluluğu için yapılıyormuş.
- Çok genç yaşta evlendik. Aynı amaç için çalıştık. Öyle olunca insan tek bir insan gibi oluyor. Birlikte büyümüşüz, çevremizde olup bitenlerden birlikte etkilenmişiz. O nedenle düşüncelerimiz, duygularımız çok örtüşür.

- Bir ara kimseyi Bülent Bey'le görüştürmediğiniz konuşuluyordu. İyi niyetle, onu koruma duygusuyla sevginizde bencillik yapmış olabilir misiniz?
- Sözünü ettiğiniz dönem bizim için ne olduğu anlaşılmayan bir dönem olmuştur. Yanlış bir şeyler söylemek de istemem. Eşim de daima kaçınmıştır ama o dönem hoş bir dönem değildi. Benim de eşimi korumak hakkım vardır herhalde.

- Görüştürmek istemediğiniz insanlar olmuş muydu?
- Görüştürmek istemediğim değil de, korumak arzusu içimde vardı tabii. Dikkat ettiyseniz geçmişte bize hasta denildiği zaman biz hasta değildik. Biz dediğim, eşim hasta değildi.

- Hep 'Biz,' diyorsunuz, 'Eşim,' ya da 'Ben,' demiyorsunuz?
- (Gülümsüyor) Evet, doğru.

- Üç kez de 'Ecevit öldü,' haberleri yapıldı ve çıkıp 'Ben yaşıyorum,' demek zorunda kaldı. Trajikomik değil mi?
- Maalesef oldu bunlar. O zamanlar öyleydi. Ben şöyle düşünüyorum: Eşimin başbakan kalması dış güçlerin işine gelmiyordu. Ne Amerika'nın ne Avrupa Birliği'nin işine... Çünkü o iktidarda olduğu sürece Irak konusu da, Kıbrıs konusu da onların istediği gibi halledilemeyecekti. Onun için ellerinden geldiği kadar onu hırpalamaya çalışmışlardı. Başka ülkelere bakarsanız insanlar öldürülüyor bile. Allah'a çok şükür sağ kaldı! Ölmüş olmasını çok istiyorlardı, ama o da yaşadı işte.

- Ölümü tümden yok mu sayıyorsunuz?
- Ölüm hiç aklımdan geçmiyor. Bunu konuşmak değil, aklımdan geçirmek bile istemiyorum.

'Bülent kuru fasulyecide evlenme teklif etti'

- Çocuk sahibi olmadığınız için şu an bir pişmanlığınız var mı?
- Biz hayata başladığımız zaman çok gençtik ve gençlikte de insanlar fakir oluyorlar galiba. Evlendiğimizde portakal sandıklarından mobilya yaptık. Basmalardan da onlara örtü... Küçücük bir evimiz vardı. Uzun yıllar da öyle gitti. O portakal sandıklarının üzerine bir çocuk koymak istemedik. Ekonomik durumumuz düzeldiğinde düşünebilirdik, ama ondan sonra da bu seçim gezileri başladı...

- Siz mi istemediniz, Bülent Bey mi istemedi?
- Her şeyimiz müşterek biliyorsunuz. O zaman da çocuk kime bırakılacak? Ekonomik durum düzelince de bunu düşünüp yapamadık. Böyle bir şeyi oturup konuştuk diyemem, otomatik olarak böyle oldu. Bülent benim hem eşim, hem babam, hem oğlum gibi. Çocuğun eksikliğini hiç hissetmedik. Çünkü biz hep çalışma ortamındaydık.

- Nasıl geçiriyorsunuz bu aralar günlerinizi?
- Günde iki kez eşimi ziyarete gidiyorum hastaneye. İki ziyaret arasında bildiğiniz gibi bazı görüşmeler yapıyorum. Geceleri de piyes yazıyorum.

- Yemek yapar mısınız?
- Evet. Mesela Bülent kuru fasulye - pilavcıdır. Sevdiği için yaparım, Ve evlenme teklif ettiği gün beni bir lokantaya götürüp bana kuru fasulye-pilav yedirmişti. Kendi sevdiği şeyi bana yedirmişti. Öyle evlenme teklif etmişti. Ben de çok güzel yemek yaparım, söylemesi ayıp. Annemden öğrendim. Anneme çok yardım ederdim genç kızlık zamanımda. Hafta sonları yemek yapardım. Ev işlerinde de hep yardım etmişimdir.

- Dönüp baktığınızda ülke meselelerinden fırsat bulup kendinizle ilgilenebildiniz mi? Mesela makyaj yapmamanız bile konuşulur hep.
- Evet, ben makyaj yapmıyorum diye eleştirilen tek kişiyim herhalde. Ayrıca kalın çorap giyiyorum diye de çok eleştirilmişimdir. Ve kalın çorap giydim diye bana komünist demişlerdi. Oysa ben dikkat ederdim üşütmemeye. Kışın soğuk yerlere giderken kendime çok dikkat eder, kalın giyinirdim. Sıcak günlerde bile yapardım onu.

- Hiç makyaj yapmadınız mı hayatınızda?
- Hayır, yapmadım. Hiç rujum olmadı benim. Bilmem niye olmadı. Öyle alışmışım gençliğimde, ondan herhalde.

- Şimdi bu kadar soru sorunca fark ettim ki siz her şey için eleştirilmişsiniz. Neredeyse gözünün üstünde kaşın var, durumu olmuş.
- (Gülüyor) Evet. Hakikaten ne kadar çok, değil mi? Herkesin kendi düşüncesi. Beni etkilemiyor söylemesi ayıptır.

- 'Din elden gidiyor,' 'Vatan elden gidiyor,' çıkışlarınız için pişman mısınız?
- Hiç pişman değilim, çünkü ben içimde ne varsa onu söylerim. Yanlış bir şey görüyordum, söyledim. Misyonerlikle ilgili sözlerime vatandaşlar çok ilgi gösterdi. Ben de Müslüman olduğum için misyonerleri gayet tabii istemedim. Kendimin de Müslüman olduğumu ve Müslümanlığın bu ülkede geriletilmesini istemediğimi söyledim.

- Kuran-ı Kerim'i okudunuz mu?
- Okudum tabii. Eşim de okumuştu. Çok ilginç şeyler var içinde. Beni de etkiledi tabii.

- Bülent Bey'in hastalığından sonra maneviyata daha mı fazla yöneldiniz?
- Bende o hep vardı zaten. Her zaman eşim için dua ediyorum.

 

elif korap

Yorum Ekle
 
Arkadaşına Gönder
 
Yazdır
 
Tüm Araştırmalar

 

 

Bu Haber 177 Defa Okunmuştur...