|
| |
Yaşadığı acı tecrübelerden ders aldığını söyleyen Yeşim Salkım, “Hayatı o kadar güzel anlatır ki anneler. Ama hayat böyle değil. Hayatta bazı gerçekler var. Aslında bunları anlatsalar kızları hayat arkadaşı seçerken daha dikkatli olurlar. Hayalimde tek evlilik vardı. Ama olmadı.” diyor.
Hakan Uzan’la evliliği bittikten sonra pek ortalarda görünmeyen Yeşim Salkım, “Ayna” isimli son albümüyle sevenlerine yeniden “merhaba” dedi. Albümde annesi, kızı, menajeri ve kendisi için yazıp bestelediği dört şarkı da yer alıyor. Yaşadığı acı tecrübelerden ders aldığını, özellikle son dört yılda sabrı öğrendiğini söylüyor.
15; konuştuk.
-İlk albümünüzün ismi ‘Hiç keyfim yok’ idi. Neden?
O dönemler hiç keyfim yoktu. Yaşım 23’tü. Zor bir dönemden geçmiştim. 20 yaşında anne olmuştum. Çocuğumun babası beni terk ettiğinde bir yıllık evliydim. Annem de 26 yıllık eşi olan babamdan o yıl boşanmıştı. Benimkisi çocukluk aşkıydı. Ailemin tasvip etmediği bir evlilikti; ama biraz asi ruha sahip bir kadınım. Kızımla ve annemle tek başıma başlamıştım hayata.
-Nerelisisiniz, atalarınız hangi kökene dayanıyor?
Babam Arnavut göçmeni. Büyük dedem Kurtuluş Savaşı zamanı Arnavutluk ve Yunanistan’ın sınır kasabası olan Koniça’dan buraya gelmiş. Annem ise İzmirli. Dedem askerdi. Balıkesir’de dünyaya geliyor. Askerlik eğitimini orada alıyor. Anneannemle göreve başladığı İzmir’de tanışıyor ve evleniyor. Bir kaza sonucu gözünü kaybedince malûlen emekli oluyor Ankara’ya yerleşiyorlar.
-Kaç kardeşsiniz?
İki kardeşiz. Babamın ikinci evliliğinden de bir kız kardeşimiz var.
-İlk evliliğinizi çocukluk aşkınızla yaptınız. İkincisi Hakan Uzan’la olmuştu. O da çok kısa sürdü.
1998;’DE boşandık.
-Uzan’dan ayrılmanız polemik konusu yapıldı. O sıralar “Konuşursam Türkiye sarsılır, yer yerinden oynar.” dediğiniz yazılmıştı. Bu sözlerle ne demek istemiştiniz?
“Konuşursam yer yerinden oynar.” demedim. “Bana konuşmak yakışmaz. Çünkü konuşursam, çok insanın canı yanabilir. Her şeyden önce de benim ve ailemin.” dedim. İşini yapmaya gayret eden sade bir vatandaşım. Sonuçta karşınızdaki insanlar çok büyük bir güç. O gücü karşınıza alarak evliliğinizi bitiriyorsunuz. Bu da kolay verilemeyecek cesur bir karardı. Annemi, babamı, kardeşlerimi kimse tanımaz, ortalıkta görmez. Mesleğim yüzünden beni tanıyorlar. Kızımı da kimse fazla tanımaz. Özel hayatımı içimde yaşamaya çalışıyorum. Bizde hâlâ birtakım gelenek ve görenekler sürer. Bu sanat dünyası denen dünyanın içinde kendime pek yer edinemiyorum. Biraz da o yüzden sevilmiyorum. Buna da anlayış gösteriyorum. Beni çok sevmeleri gerekmiyor.
-Hata olarak kabul ettiğiniz ilk evliliğinizi ailenizin uyarısına rağmen yapmanızı asi ruhunuza bağlıyorsunuz. Peki yıllar sonra baktığınızda Hakan Uzan’la olan evliliğiniz de bir hata mıydı?
Olmaması gereken bir evlilikti. Hakan Bey’le de mutlu olacak insanlar vardır; ama o insan ben değildim. Benimle mutlu olacak insanlar vardır; ama o insan da Hakan Bey değildi.
-Uzan’la olamayacağını baştan öngöremediniz mi?
Bazı şeyleri içine girmeden anlayamazsınız. Yaşamanız gerekir. O an için karşıma çıkan güçlü, ayakları yere basan, güven veren, her kadının idealindeki bir erkekti. Bu mesleği çok mutlu olarak yapmadığım için yani sanat dünyasının içinde magazin anlamda insanların hayatı çok yıprandığı için sakin ve mutlu bir yuva kuracağımı düşündüm. Bu durumdaki her kadın aynı kararı verirdi.
-Uzan’la evlenmeden önce de popüler ve güçlü bir sanatçıydınız. Bu yeterince güven vermiyor muydu size?
Bunu söylediğiniz için teşekkür ederim. Bunu ilk söyleyen gazetecisiniz. Ama bunu böyle kabul etmek istemedi magazin dünyası. Aksine, evliliğin bana getirdiği kayıplar var. Evlenmeden önce Eşkıya filmini çekmiştim. Deli Mavi parçası ve diğerleri herkesin dilindeydi. Bunların hepsi 1996’da yapılmıştı. 1998’de evlendim. Evlilik sonrası daha dikkatli olmam gerekti mesleğimde. Çünkü meslektaşlarım bu işi pek fazla kaldıramadı. Aslında dünyada bunu herkes kaldırır. Mesleğim ile o zamanki eşimin işi birbirine paralel gidemedi.
-Uzan’dan ayrılmanızın tek sebebi, Gülben Ergen’le eşinizin yakınlaşması mıydı?
Üçüncü şahıslar burada yoklar. Gıyaplarında konuşmam doğru değil. Evliliğimiz “ortak bir yolda yürüyemediğimiz” ve “dünyaya aynı gözle bakamadığımız” için bitti. Bunun yanında da erkektir, tabii ki çapkınlıkları da oldu. Kararımı vererek ayrıldım.
-Üç yıl gelini olduğunuz Uzan ailesinin banka ve şirketlerine devletin el koymasını nasıl değerlendiriyorsunuz, şaşırdınız mı?
Çok şaşırdım.
-Böyle bir durumun ortaya çıkabileceğini hiç tahmin etmiyor muydunuz?
Hayır. Asla. Evlilik ayrı bir kurum, dışındaki gelişmeler ayrı. Benim için önemli olan oradaki kadınlar. Evlilik dışında erkeklerin ne yaptığı politik olaylardır. “Bunlar olmamalı mıydı?” konusunu tartışmak da bana düşmez. İnsanların bildiği bir şeyler vardı ki bu yola girilmiştir. Türkiye’de hükümetler değiştikçe işadamlarının birçok şeyi ortaya çıkıyor. Bir kadın için evliyken kocası ile olan mutluluğu ve nasıl yaşadığı önemlidir. Olaylar yaşandığında tabii ki şaşırdım, elbette üzüldüm. Özellikle oradaki kadınlar için.
-Bu olaylar doğru mu diye hiç kafa yordunuz mu?
Hayır. Benim çok dışımda artık. Üstüne basarak söylüyorum, üzüleceğim konu o ailedeki kadınlardır. Onlar şu anda hem eşleri hem de çocukları adına bir savaş verecekler.
-Evliliğiniz devam etseydi şimdiki bilgilerinize göre siz de savaş verir miydiniz?
Alara gibi (Cem Uzan’ın eşi) çocuğum olsaydı yanında olurdum.
-Çocuğunuz olmasaydı yanında olmaz mıydınız?
Çocuğum olmasaydı, dünya görüşüme ve insanlığıma aykırı giden şeyleri görünce tabii ki ayrılırdım. Allah korkusu olan biriyim. Dinî vecibeleri elimden geldiğince yerine getirmeye çalışıyorum. 40 yaşına geldiğimde, Allah nasip ederse umre ziyaretine gitmeyi düşünüyorum. O zamanki şartlar ve konum gereği tam olarak ne yapardım bilmiyorum. Ama gerçekte herhalde kabul etmezdim diye düşünüyorum şu anda.
-Boşanma sırasında ya da sonrasında o gruptan herhangi bir tehdit geldi mi?
Hayır.
-Uzan konusundan Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’la farklı konulara geçelim dilerseniz. O da Arnavut asıllı biliyorsunuz...
Haa evet o da Arnavutmuş değil mi!...
-Hakkında neler söylemek istersiniz?
Baktığınızda Türkiye’nin çok geniş bir yelpaze olduğunu görüyorsunuz. Arnavut’u, Tatar’ı, Laz’ı, Kürt’ü hepsi birarada yaşıyor. Mehmet Akif’in Arnavut çıkması çok gurur verici bir olay. Ama sonuçta Türk’üz.
-Mehmet Akif’in Arnavut olduğunu bilmiyor muydunuz?
Şu an sizden öğreniyorum. Çok mutlu oldum. Gurur duydum. Ne güzel.
-15; bir yaşındaki misiniz?
İyi bir anne olmaya çalışıyorum. İyi bir anneyim.
-Kulağına küpe cinsinden ona neler anlatıyorsunuz?
Ona her zaman yarın olmayabilirimi hatırlatıyorum. Daima şunları söylüyorum: “Asla yalan söyleme; büyüklerini her zaman ara sor, küçüklerini ise sev; Allah’ın yolundan ayrılma.” Kandillerde Gizem İsviçre’deki okulundayken unutmasın diye, “Bak bugün kandil, aç büyüklerinin kandilini kutla.” derim, arar. Buradayken namaz kılar, Yasin okur, dua eder. Diğer çocuklar gibi değildir.
-Siz de namaz kılar mısınız?
Kılarım. Çocukluğumda anneannem öğretmişti. Çok güzel Kur’an okur. Rahmetli dedem de öyleydi.
-Şimdiye kadar kaç albüm çıkardınız?
Son albümüm Ayna ile yedi oldu. Melih Kibar ile yaptığımı ve Şarkıcı filminin albümünü ilave edersek aslında dokuz.
-Ayna isimli son kasetinizdeki dört parçanın söz ve müziği size ait. Bu sizin için bir ilk.
Kızım, annem, kendim ve menajerim Ebru için dört şarkı ürettim. Ebru’nun parçasını onu istemeye geldikleri gün yaptım.
-Kendiniz için yaptığınız parça ‘Sus kalbim’de kendinize ne diyorsunuz?
Son dört senede sabırlı olmayı öğrendim. Çok zor bir şey sabırlı olmak. Allah insanları zaman zaman sınıyor. İyi kullarını sınadığına inanırım. İyi kullar nereye kadar dayanacak, nerede isyan edecek!..
-Peki kötü kullarını ne yapıyor Allah?
Kötü kullarını sınamıyor. Cennet de cehennem de artık burada. Onlara cehennemi yaşatıyor.
-Kötü kullar için hiç kurtuluş ümidi yok mu?
Her zaman Allah’a dönebilirsiniz, çünkü Allah bağışlayıcıdır. Kötü insanlar da, günah işleyenler de, inancı olmayan ateistler de her zaman Allah’a dönebilir.
-Çocuğunuzla ilgili parçanızın adı Uzaklar... Neden?
İnsanın memleketinden ve ait olduğu topraklardan uzakta olması çok zormuş. Kızım uzakta ve hastaydı. Yanına gidemiyordum. Kızım, ben ve annem başka yerlerdeydik. Kimseye ulaşamıyorum, dokunamıyorum. Birisinin omzunda ağlamak isteseniz, sokakta ölüyorum deseniz Avrupa’da dönüp size kimse bakmaz. Bu duygularla uzakların ne kadar da zor olduğunu anlatan bir şarkı yazdım.
-Menajerinize yazdığınız parçanın adı ise Aşk...
En mutsuz günlerimizi beraber yaşadık. 6 yıldır birlikteyiz. Aileden biri gibi... “Mutsuz bir kadındım bundan birkaç yıl önce” diye başlayan ve “Etrafımda her şey toz pembe” diye devam eden şarkı biraz da beni anlatıyor aslında. Onu istemeye gelmişlerdi. Ben de mutlu ve güzel bir evlilik yapmıştım aklıselim sahibi, düzgün bir insanla. Vatana millete hayırlı işler yapıyor. Buraya turist getiriyor.
-Arben İçli’den bahsediyorsunuz...
Evet, Arben’le iki buçuk senedir evliyim. Üçüncü eşim, inşallah son eşim olur. Onunla beraber hayatım biter. Uyumlu bir evliliğimiz var. Kızım ilk defa birisine “baba” diyor. Çocuğu yok. Onunla çok iyi arkadaşız. Bu her şeyden önemli. İlk kez bir erkekle arkadaş oldum.
-Arkadaşlık evlilikte aşk ve sevgiden de önemli mi?
Hayat arkadaşı olmak çok önemli. Aşk da sevgi de, hele aşk o kadar geçici ve anlık ki. Sonda kalan saygıdır. Aşk kimyasal; beynimizin emriyle hormonlarımızın salgıladığı bir olay. Ama sevgi, saygı, hoşgörü, anlayış, bütünüyle el ele ve beraber olmak bunlar çok önemli. 35 yaşını bitirdim, olgunluğa doğru giden bir yaştayım.
-Genç kızlara ne tavsiye edersiniz?
Gelecekte eşlerini seçerken sevgili ve âşık olarak değil, hayat arkadaşı olarak seçsinler. Ve onunla yaşlansınlar.
-Albümünüzde müziği de size ait olan parçalardan en hissederek yaptığınız hangisi?
Anneme olanı. Zeynep de çok seviyor o şarkıyı. Türkiye’de kız çocukları büyütülürken belli bir yaşa geldiğinde evlensin, hayırlı bir yuva kursun, çoluğu çocuğu olsun denir. Doğduğunuzda elinize küçük bir bebek verirler. Onlarla oyun oynamaya başlarsınız. Evlendiğinizde anne olursunuz. Hayatı o kadar güzel anlatır ki anneler. Ama hayat öyle değil. Hayatta bazı gerçekler var. Aslında bunları anlatsalar, kızlar evlenirken, yani hayat arkadaşı seçerken daha dikkatli olurlar. Benim hayalimde bir evlilik vardı. Onunla evlenmek, onunla da ölmek. Ama olmadı. O zaman anneme dedim ki, “Sen bana yalan söyledin, hayat hani böyle acıtmazdı.” Bir çocuk düştüğünde kaldırmayacaksın, kendisi kalkmalı. Hayatın hep güzel olduğu anlatılmamalı. Deniz de güzeldir ama dalga çıktığında korkutucudur. Hayatın ve tabiatın çok güzel ama bir o kadar tehlikeli olduğu anlatılmalı.
-Siz kızınıza hayatın gerçek yönlerini anlatıyor musunuz?
Tabii ki. “Sakın bu filmlere aldanma. Çünkü hayat o filmlerdeki gibi değil.” diyorum.
REYTİNGE İNANMIYORUM
-Son olarak bir dizi filmde oynadınız. Hangi filmin devam edeceğine “reyting efendi” karar veriyor. Son dizinize onay çıkmadı herhalde...
Şimdiye kadar iki dizim oldu. 1996’da Ateş Dansı’nı çektik. Çok ilgi görmüştü. Son olarak da Seher Vakti’ni. İfade edildiği gibi yayından kaldırılmadı. 8 bölüm sonra diziyi bitirdik. Çünkü Türkiye’de böyle din, mezhep gibi önemli konulara girdiğinizde, bazı gerçekleri insanlara vermeye çalıştığınızda pek hoşlarına gitmiyor. Gerçeklerden kaçan insanlar olduğuna inanıyoruz. Türkiye’ye bir numara büyük geldi diyelim.
-Yeni bir dizi projeniz var mı?
Bu defa bir sitcom yapmak, insanları güldürmek istiyorum. Ama güldürürken de düşündürmeyi amaçlıyorum. Bir de sinema filmi projemiz var. Bir, bir buçuk sene sonra.
-Hangi kanalda, ne zbaşlayacak?aman
Buradan sonra görüşmeye gideceğim, henüz belli değil. Gizli tutuyoruz.
-Röportaj yayımlandığında söylenmiş olmasın başkalarına!
Hayır, yaz sonuna kadar söylemeyeceğiz. Yeşilçam’dan bir yönetmen. Söylenince nazara geleceğine inanıyor.
-Seher Vakti’ni anlatırken, bazılarının gerçeklerin anlatılmasından hoşlanmadığına vurgu yaptınız. Biraz açar mısınız? Dizi filmler hangi kriterlere göre çekiliyor?
Türkiye’de dizi film sektörü her şeyden önce sadece para kazanma amacını güdüyor. Gittikçe Brezilya dizilerine benziyorlar. Anlamsız aşk üçgeni hikâyeleri. O onun kardeşine âşık oluyor. Sonra, o onun ağabeyiyle evleniyor. Aslında gerçek hayatta olmayacak, olmaması gereken konular maalesef dizilerde işleniyor.
-Bu toplumu nasıl etkiliyor size göre?
Elbette kötü etkiliyor. Varolmayan bir şeyi insanların beynine sokuyorsunuz. Bu da onu var etme çabası demektir. Hep şunu savundum, bu kadar Müslüman olduğuna inanan bir toplum, nasıl olur da hem ağabeyiyle, hem kardeşiyle aşk yaşayan bir kadını bu kadar çok sevebilir. Bizim dinimizde böyle bir şey yok.
-Ama reytingler öyle söylemiyor diyorlar...
Ben inanmıyorum reytinge. Bu işin içinde bir bit yeniği olduğuna inanıyorum.
-Halk bunu izliyor diyorlar?
Olur mu canım. 75 milyonun evine gidip de izleniyor diye kontrol mu ediyorlar? Öyle olsaydı, TRT bir inceleme yaptığında Haziran Gecesi bir numara, Seher Vakti iki numara çıkmazdı. Ama AGB’ye göre biz yedinci ya da onuncuyduk. Ne reytinglere ne de kanal başındaki insanların bu işi doğru düzgün yaptığına inanıyorum.
|
|
|